Şehit Oğuzhan Küçük…
Bu ülkenin en ağır gerçeği: Bir evin sönmüş ocağı, bir annenin dinmeyen duası, bir milletin omuzlarındaki borç.
Ama bugün daha ağır olan başka bir şey var:
Hafızanın bu kadar kolay silinmeye çalışılması.
Şehitler…
Sadece törenlerde hatırlanacak isimler değildir.
Onlar bu devletin varlık sebebidir.
Ve o varlık sebebini unutan bir düzen, en büyük hatayı yapar.
Son dönemde yaşananlara bakınca insan şunu sormadan edemiyor:
Adalet herkese eşit mi, yoksa bazı konularda esniyor mu?
Şehit ailelerinin gözyaşı kurumamışken,
toplumun vicdanını yaralayan görüntüler, uygulamalar ve söylemler
“Bu nasıl bir denge?” sorusunu daha yüksek sesle sorduruyor.
Bu bir öfke değil.
Bu bir hesap sorma çağrısı da değil.
Bu, hatırlatmadır.
Devlet ciddiyeti dediğimiz şey;
günü kurtaran değil, hafızayı koruyan duruştur.
Ve o duruş sarsıldığında, en çok da şehitlerin emaneti incinir.
Şehitlik makamı…
En yüce makamdır denir.
Eğer öyleyse, o makamın ağırlığını sadece sözlerde değil,
kararlarda, uygulamalarda ve gösterilen hassasiyette de görmek zorundayız.
Şehit Oğuzhan Küçük…
Senin adın bu milletin vicdanına yazıldı.
Ve bu millet şunu açıkça söylüyor:
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Ve unutturulmasına da izin vermeyeceğiz.
Çünkü bazı şeyler vardır…
Siyasetin üstündedir.
Ve şehitler… tam olarak oradadır.